Siz Hiç Plastik Yediniz Mi?



YOKSA SİZ HİÇ PLASTİK YEMEDİNİZ Mİ ?

Gelişen ve hızlı değişen dünyada insanoğlunun amaçladığı standart, hayatı kolaylaştırmak ve en düşük maliyet ile en yüksek sonucu elde etmek olmuştur. İnsanlar yüksek hayat kalitesi hedeflerken gezegenimizde yaşayan diğer canlıların ve çevresel kaygıların göz ardı edilmesine neden olmuştur. Ve bunun sonucunda ekosistemde aksayan durumların ve kötü sonuçların ucunun kendisine dokunacağını hesaplayamayacak kadar egosuyla hareket etmektedir.

İnsanoğlunun düşünmeden hareket ettiği konulardan biriyse denizlerimizdeki atık sorunudur. Dünya ve Türkiye denizlerinde atık ve mikroplastik kirliliği her geçen gün daha fazla artış gösteren bir problem haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler (BM) raporuna göre açık denizlerde her kilometre başına 13 bin plastik düşmekte ve akıntılar bu plastikleri dünyanın her yerine taşımaktadır. Deniz ve deniz kıyılarına atılan insan kullanımına yönelik üretilen her türlü katı madde deniz çöpü, deniz kirliliği olarak adlandırılır. Deniz çöplüğünün ana kaynağı nehirlerden, çöplük alanlarından, arıtılmış atık sulardan, sahillere bırakılan çöplerden,
turistik alanlardan, balıkçılık, denizcilik endüstrisi, denizcilik taşımacılığı ve sanayi faaliyetlerinden gelen kara kökenli kaynaklardır. Bu kirlilik denizde yaşayan canlıların yaralanmalarına ve ölümlerine neden olur, turizmi olumsuz etkiler ve en önemlisi bu deniz canlılarının tüketilmesi ile insan sağlığı için
büyük bir tehdit oluşturur.

Deniz çöplerinin önemli bir kısmı deniz dibine batmaktadır ve biyo kirlenme mekanizması da bu süreçte rol oynamaktadır. Bilindiği gibi deniz canlıları yutma, tıkanma ve dolaşma yoluyla deniz çöplerinden etkilenirler. Denizlerde bulunan çöplerin %80’e yakını plastikten yapılmıştır. Çöp tiplerinin tam bozulma sürelerinin birbirlerinden çok farklı olmasına rağmen sonuçta bütün plastikler birçok fiziksel ve kimyasal işleme maruz kaldıktan sonra parçalanır.Plastik şişe ve çocuk bezi 450 yılda, naylon kumaş 30-40 yılda, plastik poşet 10-20 yılda, misina 600 yılda ve lastik ayakkabı 50-80 yılda doğada kaybolmaktadır. Denizlere karışan bu plastikleri yem zanneden deniz canlıları bunları yutar ve midelerinin dolması ile ölmekte veya bu deniz canlıları ile beslenen kuşlarda da ölümler meydana gelmektedir.

Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), mikroplastikleri 5 mm’den küçük mikroskobik plastik parçacıkları olarak tanımlanmıştır. Ortamdaki mikroplastikler iki farklı kaynaktan ortaya çıkmaktadır. Bunlar birincil mikroplastikler ve ikincil mikroplastiklerdir. Birincil mikroplastikler, endüstriler tarafından üretilen mikroskobik boyuttaki plastiklerin nehirler ve arıtma tesisleri yoluyla deniz ortamında kolayca birikebilenlerdir. İkincil mikroplastikler ise hidroliz (su), termo-oksidatif bozunma (orta sıcaklıklarda oksijen), foto-oksidatif bozunma (UV ışığı) ve biyolojik faktörlerden (örneğin bakteriler) dolayı daha büyük plastiklerin parçalanmasından oluşur.

Bu küçük plastik parçalarının deniz canlılarının üzerindeki etkileri deniz ortamında ve laboratuvar koşullarında kapsamlı çalışmalar ile araştırılmıştır. Çalışmalar sonucunda deniz canlılarının doğrudan mikroplastikler ile beslenebileceğini ve bu deniz canlılarının mikroplastikleri av olarak algılayıp yanıldıkları ve tükettikleri görülmüştür. Mikroplastiklerin av ile veya doğrudan deniz canlıları tarafından tüketilmesinin balıklarda patolojik, oksidatif stres, karaciğerde iltihaplanma, genetik bozulma, zehirlenme, bağışıklık sistemi sorunları ve en önemlisi balıklarda ölüm ve bunları tüketen insanlarda kanser riski oluşturduğu görülmüştür.

Yapılan bir çalışmada Karadeniz’de kilometrekare başına yaklaşık 1 milyon adet mikroplastik varlığı tespit edilmiştir. Bu mikroplastik tipleri arasında en fazla rastalananlar fiber, polyester ve naylondur. Ortalama olarak hamsilerin %20’si, kefalin %64.8’i, barbunun %63’ü, tekirin %32.8’, mırmırın %34.3’ü, istavritin %26.7’si, karidesin %18.8’ i ve severek tüketmiş olduğunuz denizin çöpçüleri olan midyelerde %91.2 oranında mikroplastik vardır. Türkiye’nin Akdeniz sahillerinde 28 türe ait balık çeşitlerinin yarısından fazlasının sindirim sisteminde mikroplastik bulunmuştur. Günlük olarak çok fazla deniz canlısı tüketenler yaklaşık 11 bin tane mikroplastik tüketiyordur.

Tüketmekte olduğumuz balıkların vücudunda bulunan mikroplastikleri dışkı yolu ile attığımızı düşünebilirsiniz ancak gerçek şu ki mikroplastikler yeterince küçük olduklarından bağırsak duvarından emilerek kan dolaşımımıza girebilmektedir. Midemize giren mikroparçacıklar ince bağırsak dokularına ve organlara alınması kaçınılmaz bir gerçektir.

Son 40 yılda mikroplastik parçacıklarının oranı iki katına çıkmıştır. Bu durumu engellemek, deniz canlılarının yok oluşunun önüne geçmek ve insan sağlığı için tüketilen hangi deniz canlılarında mikroplastik birikiminin olduğu detaylı araştırılıp açıklanmalı ve bu mikroplastik çöplüğünün önüne geçmek için yasal kurallar getirilmelidir. Dünyada bu konu hakkında son zamanlarda çok sayıda çalışma yapılmasına rağmen ülkemizin 3 tarafı denizlerle çevrili olmasına ve deniz ürünleriyle beslenmeyi sevmemize rağmen bu konu hakkında yeterli çalışma ve denetimler yapılmamaktadır. Biz bilinçli bir halk olursak Amerika, Yeni Zelanda, İsviçre, Tayvan, Güney Kore, İzlanda, Almanya, Belçika, Norveç,İtalya, Fransa gibi mikroplastiklerin yasaklanmasını sağlayabilir ancak önce biz denizleri kirletmemeyi öğrenmeliyiz ki sonra bu isteklerimiz yerine gelsin.

Sonuç olarak ülke olarak yapmamız gereken şeylerden bir kısmını sıralayabilirsek;

  • Siyasal ölçekte mikroplastik sorununa yönelik yasalar çıkarılmalıdır.
  • Çıkarılan yasalar hukuki anlamda desteklenerek insanlara bunun bir suç olduğu aşılanmalıdır.
  • Okullarda ve sanayilerde çevre bilincine dair bilgiler verilmelidir.
  • Teknolojik ölçekte kanalizasyon, lavabo ve çamaşır makinelerinin doğaya salınan atık suların yeterli filtrelemeyi yapması için çalışmalar yapılmalıdır. Geri dönüşüm tesislerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Plastik kullanımı yerine doğada bulunan ve kimyasal ürünlerden yapılan biyobozunur ambalajlar geliştirilmelidir.
  • İnsanların çöplerini denizlere atmamalarına dair bilgilendirmeler ve programlar yapılmalı.Turizm bölgelerinde sık sık bu konuda uyarılmalar yapılmalıdır.


Sağlıklı ve Çevre Dostu Kalın…